İnsanlık tarihinin en çok tartışılan sorularından biri şudur:
Eğer her şey Allah’ın bilgisi dâhilindeyse, insan gerçekten özgür müdür?
Bu soru yüzyıllardır filozofların, din âlimlerinin ve düşünürlerin üzerinde durduğu en önemli meselelerden biridir.
Kimileri kaderi, insanın hiçbir seçeneğinin olmadığı katı bir yazgı olarak görür.
Kimileri ise kaderi tamamen reddederek her şeyi insan iradesine bağlar.
İslam ise bu iki uç yaklaşım arasında dengeli bir anlayış ortaya koyar.
Çünkü Kur’an’a göre insan hem irade sahibidir hem de Allah’ın sonsuz ilmi ve kudreti altında yaşamaktadır.
Peki bu ikisi nasıl birlikte düşünülebilir?
Kader Nedir?
İslam âlimlerinin yaptığı klasik tanımlardan biri şöyledir:
Kader, Allah’ın ezelî ilmiyle olmuş ve olacak her şeyi bilmesi, her varlık için bir ölçü ve düzen takdir etmesidir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Allah’ın bilmesi ile insanın zorlanması aynı şey değildir.
Bilmek başka,
Zorlamak başka bir şeydir.
İslam’ın kader anlayışını anlamanın anahtarı da tam burada yatar.
Kâinatta Kaderin İzlerini Görebilir miyiz?
Kur’an, Allah’ın yaratmayı ölçü ve denge üzerine kurduğunu bildirir:
“Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer, 54/49)
Gerçekten de evrene baktığımızda dikkat çekici bir düzen görürüz.
Her tohumun içinde, büyüyeceği ağacın genetik bilgisi saklıdır.
Bir damla sudan gelişen embriyonun hangi aşamalardan geçeceği belirli biyolojik kanunlarla işler.
Gezegenler belirli yörüngelerde hareket eder.
Mevsimler belli düzen içinde gelir.
DNA, canlıların gelişim planını taşır.
İslam âlimleri, yaratılıştaki bu ölçü ve planı kaderin kâinattaki tecellilerinden biri olarak değerlendirmişlerdir.
Bu örnekler, kaderin yalnızca insanla ilgili değil; yaratılmış düzenin tamamıyla ilişkili olduğunu gösterir.
Allah’ın Bilmesi, İnsanı Mecbur Bırakır mı?
Burada sık yapılan bir hata vardır.
Bazıları şöyle düşünür:
“Allah benim ne yapacağımı biliyorsa, o hâlde ben seçmiyorum.”
Oysa bilmek ile bir şeyi yaptırmak aynı şey değildir.
Bunu anlamak için günlük hayattan bir örnek düşünelim.
Başarılı Bir Öğretmen Örneği
Tecrübeli bir öğretmen, öğrencilerini uzun süre gözlemlediğinde çoğu zaman hangi öğrencinin sınavı geçeceğini, hangisinin başarısız olacağını büyük ölçüde tahmin edebilir.
Sınavdan önce şöyle diyebilir:
“Bu öğrenci büyük ihtimalle başarılı olacak.”
Gerçekten de öyle olur.
Peki öğretmenin bunu bilmesi, öğrenciyi sınavda başarısız mı yaptı?
Hayır.
Öğrenci kendi çalışmasına göre sonucu aldı.
Öğretmenin bilgisi sonucu oluşturmadı; sonucu doğru şekilde öngördü.
Elbette Allah’ın ilmi, insan bilgisinden kıyas kabul etmeyecek kadar sonsuz ve eksiksizdir. Bu örnek yalnızca bilmenin zorlamak anlamına gelmediğini anlatmak için kullanılan sınırlı bir benzetmedir.
Kullanım Kılavuzu Örneği
Bir otomobil satın aldığınızda yanında bir kullanım kılavuzu bulunur.
Kılavuzda şu uyarılar yazabilir:
- Yanlış yakıt kullanılırsa motor zarar görebilir.
- Yağ değişimi yapılmazsa arıza oluşabilir.
- Fren sistemi ihmal edilirse güvenlik riske girer.
Bu uyarılar yazıldığı için mi araç bozulur?
Hayır.
Araç, kılavuza aykırı kullanıldığı için bozulur.
Kılavuz, üreticinin ürünü en iyi tanımasının sonucudur.
İnsan da kendisini yaratan Allah tarafından en iyi bilinmektedir.
Kur’an’daki emir ve yasaklar, İslam’a göre insanın dünya ve ahiret mutluluğunu koruyan ilahî rehberliktir.
Bu nedenle yanlış tercihlerden doğan sonuçlar, insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
İnsan Neden Sorumludur?
Kur’an, insanın tercih yapabilen bir varlık olduğunu açıkça bildirir.
“Kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa kendi aleyhinedir.” (İsrâ, 17/15)
İnsan;
İyilik yapabilir.
Kötülük yapabilir.
Doğruyu söyleyebilir.
Yalan söyleyebilir.
Yardım edebilir.
Zarar verebilir.
İşte bu tercih gücü, sorumluluğun temelidir.
Eğer insanın hiçbir seçeneği olmasaydı, ödül ve cezanın da anlamı kalmazdı.
Allah Geleceği Nasıl Bilir?
İslam’a göre Allah zamanın yaratıcısıdır.
Geçmiş, şimdi ve gelecek O’nun ilmi açısından gizli değildir.
Biz zamanı sırayla yaşarız.
Allah ise ezelî ilmiyle bütün zamanı kuşatır.
Bu yüzden Allah’ın geleceği bilmesi, insanı o geleceği yaşamaya zorladığı anlamına gelmez.
O, insanın kendi özgür tercihiyle neyi seçeceğini ezelî ilmiyle bilir.
Bilgi, sebep değildir.
Bilgi, gerçeğin kuşatılmasıdır.
Kader Teslimiyet Değil, Sorumluluktur
İslam’da kader inancı, çalışmayı bırakmak için bir gerekçe değildir.
Peygamber Efendimiz (sav), tevekkülü anlatırken önce tedbir almayı öğütlemiş ve ardından Allah’a güvenmeyi tavsiye etmiştir.
Bu anlayış, kaderin pasiflik değil; sorumluluk bilinciyle birlikte yaşanması gerektiğini gösterir.
İnsan çalışır.
Tedbirini alır.
Duasını eder.
Sonucu ise Allah’ın takdirine bırakır.
Kaderin Hikmeti
Kader inancı yalnızca gelecekle ilgili değildir.
Aynı zamanda insanın başına gelen olayları anlamlandırmasına da yardımcı olur.
Başarı karşısında kibirlenmemeyi…
Kaybettiklerinde umutsuzluğa düşmemeyi…
Elinden geleni yaptıktan sonra aşırı kaygıya kapılmamayı…
Öğretir.
Çünkü insan, sonucu kontrol edemese de tercihlerini ve gayretini kontrol edebilir.
Son Bir Düşünce
Bir mühendis yaptığı makinenin sınırlarını en iyi bilir.
Bir doktor insan bedenini öğrendikçe hastalıkları daha doğru tahmin edebilir.
Bir öğretmen öğrencisini tanıdıkça başarısını öngörebilir.
Peki insanı yoktan var eden, ona akıl, kalp, vicdan ve irade veren Allah’ın, kulunu en mükemmel şekilde bilmesi neden şaşırtıcı olsun?
İslam’ın kader anlayışı, insanı iradesiz bir kukla olarak görmez.
Aksine onu, seçim yapabilen ve bu seçimlerden sorumlu tutulan değerli bir varlık olarak kabul eder.
Allah’ın ezelî ilmi, insanın özgürlüğünü ortadan kaldırmaz; insanı en iyi tanıyan Yaratıcının, onun bütün tercihlerini zaman üstü ilmiyle kuşatmasını ifade eder.
Bu nedenle kader, “Ne yaparsam yapayım değişmez.” demek değildir.
Kader, Allah’ın her şeyi bildiğine güvenerek, kendi irademizle doğru olanı seçmeye çalışmak ve sonuçta O’na tevekkül edebilmektir.
İşte bu denge, İslam’ın kader anlayışını hem insanın özgürlüğünü hem de Allah’ın sonsuz ilmini birlikte koruyan özgün bir bakış açısı hâline getirir.

Leave a Reply