Dünyada Neden Hâlâ Adalet Arıyoruz?
İnsanlık, tarihin en gelişmiş teknolojilerine sahip.
Uzaya gidiyoruz.
Yapay zekâ geliştiriyoruz.
Saniyeler içinde dünyanın öbür ucuyla iletişim kurabiliyoruz.
Fakat bütün bu ilerlemeye rağmen hâlâ şu sorular gündemden düşmüyor:
Neden milyonlarca insan kendini güvende hissetmiyor?
Neden savaşlar bitmiyor?
Neden güçlü olan zayıfı ezmeye devam ediyor?
Neden hukuk bazen güçlüleri korurken, mazlumlar yıllarca adalet bekliyor?
Demek ki insanlığın en büyük ihtiyacı teknoloji değil…
Adalet.
İşte İslam’da “şeriat” denildiğinde merkezde bulunan kavram tam da budur.
Şeriat Ne Demektir?
Bugün “şeriat” kelimesi çoğu zaman yalnızca ceza hukuku üzerinden konuşuluyor.
Oysa kelimenin asıl anlamı çok daha geniştir.
Arapçada “şeriat”, “insanı suya götüren açık yol” anlamına gelir.
Su, hayatın kaynağıdır.
Şeriat da insanı hem dünyada hem ahirette hayat verecek doğru yola ulaştırmayı hedefleyen ilahî hukuk ve ahlak düzenidir.
Dolayısıyla şeriat yalnızca mahkemelerden ibaret değildir.
İbadeti düzenler.
Aileyi korur.
Ticareti düzenler.
Miras hukukunu belirler.
Yetimin hakkını korur.
Komşuluk hukukunu öğretir.
Çevreyi korur.
Kul hakkını gözetir.
Kamu malını emanet kabul eder.
Adaleti, merhameti ve sorumluluğu birlikte inşa etmeyi amaçlar.
Şeriatın Amacı Cezalandırmak Değil, Suçu Önlemektir
Bir toplum düşünün…
İnsanlar aç bırakılıyor.
Eğitim yok.
Adalet işlemiyor.
Sonra da sadece ağır cezalar uygulanıyor.
Bu, İslam’ın hedeflediği düzen değildir.
İslam hukukunda cezalar, sistemin tamamından bağımsız düşünülemez.
Klasik İslam hukukunda devletin;
adaleti sağlaması,
temel ihtiyaçları gözetmesi,
hak arama yollarını açık tutması,
suçun oluşmasını engelleyecek sosyal şartları güçlendirmesi beklenir.
Yani amaç, cezayı artırmak değil; suçu doğuran sebepleri azaltmaktır.
Şeriatın Temel Hedefleri Nelerdir?
İslam hukuk âlimleri (özellikle makāsıdü’ş-şerîa yaklaşımı) şeriatın temel amaçlarını şöyle özetlemiştir:
- Dini korumak.
- Canı korumak.
- Aklı korumak.
- Nesli (aileyi) korumak.
- Malı korumak.
Dikkat edilirse bunlar, dini ne olursa olsun her insanın değer verdiği temel haklardır.
Bu nedenle birçok çağdaş hukuk araştırmacısı da bu ilkeleri insan onurunun korunmasına yönelik temel hedefler arasında değerlendirir.
Hukuk Güçlüyü Mü, Hakkı mı Koruyor?
Modern hukuk sistemleri pek çok alanda önemli kazanımlar sağlamıştır.
Ancak dünyanın birçok yerinde hâlâ;
Savaş suçları,
Yolsuzluklar,
İnsan ticareti,
Yoksulluk,
Ayrımcılık,
Sivil ölümler,
Hukukun siyasallaşması
gibi ciddi sorunlar devam etmektedir.
Bu durum, hiçbir insanî sistemin kusursuz olmadığını göstermektedir.
İslam da insandan oluşan yönetimlerin hata yapabileceğini kabul eder; bu yüzden yöneticileri de hukuk ve ahlak ilkeleriyle sınırlar.
Endülüs ve İslam Medeniyeti Neden Hatırlanıyor?
İslam tarihinin her dönemi aynı başarı seviyesinde olmamıştır.
Ancak Endülüs, Bağdat ve bazı diğer dönemler; ilim, hukuk, şehircilik ve kültürel üretim bakımından insanlık tarihinin dikkat çeken örnekleri arasında yer alır.
Bu dönemlerde;
mahkemeler,
vakıflar,
eğitim kurumları,
ticaret hukuku,
sosyal yardımlaşma mekanizmaları
gelişmişti.
Elbette kusurlar da vardı; hiçbir tarihî toplum tamamen hatasız değildi.
Ancak bu örnekler, İslam hukukunun yalnızca cezadan ibaret olmadığını; eğitim, adalet ve sosyal sorumlulukla birlikte düşünüldüğünde güçlü medeniyetler üretebildiğini gösterir.
Bir Dini, Onu Yanlış Temsil Edenlerle Ölçebilir miyiz?
Bugün bazı Müslüman toplumlarda görülen adaletsizlikler, yolsuzluklar veya şiddet örnekleri vardır.
Fakat şu soru önemlidir:
Bunlar gerçekten İslam’ın emri midir?
Yoksa insanların dini doğru uygulayamamasının sonucu mudur?
Bir düşünceyi değerlendirirken, onu en zayıf temsil eden örneklerle değil; temel kaynakları ve ideal ilkeleriyle değerlendirmek daha sağlıklı bir yöntemdir.
Şeriatın Kalbinde Adalet Vardır
Kur’an şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder…”
(Nahl, 16/90)
Bir başka ayette ise:
“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu takvaya daha yakındır.”
(Mâide, 5/8)
Bu ayetler, adaletin sadece dostlara değil; herkes için geçerli bir ilke olduğunu gösterir.
Devletin Gücü Nereden Gelir?
İslam düşüncesinde devlet, mutlak güç sahibi değildir.
Yönetici de hukuka tabidir.
Hz. Ebû Bekir halife seçildiğinde şöyle demiştir:
“Allah’a ve Resûlü’ne itaat ettiğim sürece bana itaat edin. Eğer onlara isyan edersem bana itaat etmeniz gerekmez.”
Bu anlayış, yöneticinin de hesap verebilir olduğu fikrini ortaya koyar.
İdeal ile tarihî uygulamalar her zaman birebir örtüşmeyebilir; ancak İslam siyaset düşüncesinde yöneticinin adaletle yükümlü olduğu temel bir ilkedir.
Gerçek Medeniyet Nedir?
Bir ülkenin yüksek binalara sahip olması…
Ekonomisinin güçlü olması…
Teknolojisinin gelişmiş olması…
Onu tek başına medeni yapmaz.
Gerçek medeniyet;
İnsanların can güvenliğini koruyabiliyorsa,
Mahkemeler tarafsız çalışabiliyorsa,
Yoksul aç bırakılmıyorsa,
Yetim korunuyorsa,
Kamu malı emanet kabul ediliyorsa,
İnsan onuru gözetiliyorsa
ortaya çıkar.
İslam’ın şeriat anlayışı, bu ilkeleri yalnızca bireysel ahlak olarak değil; toplum düzeninin de temeli olarak görür.
Şeriat ve Özgürlük
Bazıları şeriatı yalnızca yasaklarla özdeşleştirir.
Oysa İslam’ın hedefi, insanı keyfî güçlerin ve haksızlıkların baskısından koruyan bir hukuk düzeni oluşturmaktır.
Bunun nasıl uygulanacağı, tarih boyunca farklı mezhepler ve hukuk ekolleri tarafından ayrıntılı biçimde ele alınmış; yorum ve içtihat alanları oluşmuştur.
Bu nedenle “şeriat” tek bir tarihî uygulamaya indirgenemeyecek kadar geniş bir hukuk geleneğini ifade eder.
İnsanlık bugün hâlâ aynı şeyi arıyor:
Adalet.
Güven.
Merhamet.
Hukukun üstünlüğü.
İnsan onurunun korunması.
İslam’ın şeriat anlayışı, kendi klasik çerçevesinde bu değerleri ilahî bir emanet olarak temellendirir ve hukuku yalnızca yaptırım mekanizması değil, insanı ve toplumu koruyan bir düzen olarak görür.
Bu sistemin tarih boyunca uygulanış biçimleri farklılık göstermiş, başarılı örnekleri de olmuştur, başarısız örnekleri de. Dolayısıyla bir sistemi değerlendirirken, onun ilkeleri ile insanların uygulamalarını birbirinden ayırmak gerekir.
Belki de bugün üzerinde yeniden düşünülmesi gereken soru şudur:
Daha güçlü devletler mi istiyoruz, yoksa daha adil devletler mi?
Çünkü güçlü olmak ile haklı olmak aynı şey değildir.
Kalıcı medeniyetler, yalnızca güç üzerine değil; adalet, emanet, merhamet ve insan onuru üzerine yükselir. İslam’ın şeriat anlayışı da özünde, insanı Allah’a karşı sorumluluğunu unutmadan; kendisine, ailesine ve topluma karşı hak ve görevlerini dengeleyen kapsamlı bir hukuk ve ahlak düzeni kurmayı hedefler. Bu yönüyle şeriat, yalnızca geçmişe ait bir kavram değil; adalet, güven ve sorumluluk üzerine düşünmek isteyen herkes için tartışılmaya değer bir hukuk ve medeniyet tasavvurudur.
Şeriat Nedir? Kâinatın Düzeninden İnsan Hayatına Uzanan İlahî Kanun
Kâinata Bakın…
Hiçbir Şey Başıboş Yaşamıyor.
Güneş, milyarlarca yıldır doğuyor.
Ay, yörüngesinden çıkmıyor.
Mevsimler şaşmıyor.
Bir arı, doğduğu gün kendisine öğretilmeyen bir matematikle petek örüyor.
Kuşlar binlerce kilometre göç ediyor ve yollarını kaybetmiyor.
Balıklar okyanuslarda yaşamlarını sürdürüyor.
Tohum, toprağa düştüğünde hangi yöne kök salacağını biliyor.
Bir hücre, insan bedeninde hangi görevi yapacağını biliyor.
Kâinata baktığımızda gördüğümüz ilk gerçek şudur:
Hiçbir canlı başıboş değildir.
Her varlık yaratılışına uygun bir kanunla hareket eder.
Kur’an bu gerçeği şöyle ifade eder:
“Biz her şeyi bir ölçü ile yarattık.” (Kamer, 54/49)
Başka bir ayette ise:
“O, yarattığı her şeyi en güzel şekilde yaratmıştır.” (Secde, 32/7)
Yani kâinat rastgele değil, ilahî bir düzen üzerine kuruludur.
Kâinatın da Bir “Şeriatı” Vardır
Bugün bilim buna;
Doğa kanunları,
Fizik yasaları,
Biyolojik düzen,
Ekolojik denge,
Genetik sistem
gibi isimler veriyor.
İslam ise bütün bunların Allah’ın koyduğu sünnetullah, yani yaratılış kanunları olduğunu bildirir.
Ateş yakar.
Su serinletir.
Yerçekimi cisimleri çeker.
Arılar bal yapar.
Ağaçlar fotosentez yapar.
Hiçbiri kendi yaratılışına isyan etmez.
Bu yönüyle denilebilir ki, her varlığın kendi yaratılışına uygun bir “şeriatı”, yani kendisine çizilmiş bir düzeni vardır. Burada “şeriat” kelimesi, sözlük anlamındaki “izlenen yol ve düzen” çerçevesinde mecazî olarak kullanılmaktadır.
İnsan Neden Farklıdır?
İnsan ise sadece biyolojik bir varlık değildir.
Ona akıl verilmiştir.
İrade verilmiştir.
Tercih hakkı verilmiştir.
İyiyi ve kötüyü seçebilme özgürlüğü verilmiştir.
İşte insanı diğer bütün canlılardan ayıran özellik budur.
Fakat bu özgürlük aynı zamanda büyük bir sorumluluk getirir.
Çünkü insan isterse adalet kurabilir.
İsterse zulüm de işleyebilir.
İsterse yeryüzünü imar eder.
İsterse fesat çıkarabilir.
Kur’an bu tehlikeyi şöyle haber verir:
“İnsanlardan öylesi vardır ki, iş başına geçtiğinde yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.” (Bakara, 2/205)
İnsanın Şeriatı Neden Gereklidir?
Arının bal yapmayı öğrenmek için kitaba ihtiyacı yoktur.
Gezegenlerin yörüngelerini belirleyen bir parlamentoya ihtiyaç yoktur.
Nehirler nasıl akacaklarını tartışmazlar.
Çünkü hepsi yaratılışlarına uygun ilahî düzene tabi olarak hareket eder.
İnsan ise seçim yapabilen tek varlıktır.
İşte bu nedenle insanın da fıtratına uygun ilahî bir rehbere ihtiyacı vardır.
İslam bu rehberliğe şeriat adını verir.
Şeriat, insanı baskı altına almak için değil; insanın fıtratıyla, diğer insanlarla ve içinde yaşadığı kâinatla uyum içinde yaşamasını sağlamak için gönderilmiştir.
Nasıl balık susuz yaşayamazsa…
Nasıl bir kuş denizin dibinde yaşayamazsa…
İnsan da yaratılışına aykırı bir hayat sürdüğünde huzurunu kaybetmeye başlar.
İnsan Fıtratından Uzaklaştığında Ne Olur?
Bugün dünya bilgi bakımından zengin.
Fakat aynı zamanda;
Yalnızlık artıyor.
Depresyon yaygınlaşıyor.
Bağımlılıklar çoğalıyor.
Aileler parçalanıyor.
Çevre tahrip ediliyor.
Savaşlar devam ediyor.
Teknoloji ilerlerken vicdan aynı hızla gelişmeyebiliyor.
İslam’a göre bunun temel sebeplerinden biri, insanın kendi yaratılış gayesinden uzaklaşmasıdır.
Kur’an, fesadın yalnızca doğada değil, insanın kendi eliyle ortaya çıktığını bildirir:
“İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı.” (Rûm, 30/41)
Bu ayet, insanın yanlış tercihlerinin hem toplumsal hem çevresel sonuçları olabileceğine dikkat çeker.
Gerçek Özgürlük Nedir?
Modern insan çoğu zaman özgürlüğü sınırsız seçim yapabilmek olarak tanımlar.
İslam ise özgürlüğü, insanı nefsinin, hırsının ve zulmünün esiri olmaktan kurtarmak olarak görür.
Çünkü insan sadece dış baskılarla değil, kendi arzularıyla da esir olabilir.
Şeriat, insanı değersizleştirmek için değil; ona yön vermek için vardır.
Nasıl trafik kuralları yolculuğu engellemek için değil, güvenli hâle getirmek için konulmuşsa; İslam’ın hükümleri de insan hayatını korumayı hedefler.
Kâinatla Uyum İçinde Yaşamak
İslam’ın hedeflediği insan;
Allah ile barışık,
Kendisiyle barışık,
Ailesiyle barışık,
Toplumuyla barışık,
Doğayla barışık,
Vicdanıyla barışık
bir insandır.
Çünkü kâinatın tamamı Allah’ın koyduğu düzene teslim olmuşken, insanın da iradesini hak ve adalet doğrultusunda kullanması beklenir.
Son Bir Düşünce…
Kâinatta yıldızlar kendi düzeninde döner.
Gezegenler yörüngelerinden çıkmaz.
Ağaçlar mevsimini bilir.
Arılar görevini unutmaz.
Nehirler akmayı bırakmaz.
Hiçbiri kendi yaratılış düzenine başkaldırmaz.
İnsan ise özgür iradesi sayesinde hem yeryüzünü imar edebilecek hem de onu bozabilecek tek varlıktır.
Belki de bu yüzden insan, diğer canlılardan farklı olarak vahyin rehberliğine muhtaçtır.
İslam’ın şeriat anlayışı, özünde insanı zorlaştırmak için değil; yaratılışına uygun bir hayat sürmesini, adaleti ayakta tutmasını, hakları korumasını ve kâinattaki ilahî dengeyle uyum içinde yaşamasını hedefleyen kapsamlı bir hukuk ve ahlak düzenidir.
Çünkü kâinatta düzen hayatı doğurur; düzensizlik ise bozulmayı. İslam’ın iddiası da şudur: İnsan, kendi fıtratına uygun ilahî ölçülerle yaşadığında hem kendisiyle hem toplumla hem de yaratılmış bütün âlemle daha uyumlu, daha güvenli ve daha anlamlı bir hayat kurabilir. Bu nedenle şeriat, yalnızca hukukî hükümler bütünü değil; insanın yaratılış gayesine uygun yaşamasını hedefleyen bir hayat nizamı olarak anlaşılmalıdır.

Leave a Reply